Cinsel Temas ile Geçiş Gösteren Hastalıklar

Cinsel Temas ile Geçiş Gösteren Hastalıklar

Bel Soğukluğu

Gonore Enfeksiyonu (Bel Soğukluğu)

Gonore cinsel temas yoluyla bulaşan bir bakteriyel enfeksiyondur. Erkeklerde çoğunlukla idrar yolunda enfeksiyona neden olur. Kadınlarda idrar yolu, vagen veya her ikisinin de enfekte olmasına neden olabilir. Ayrıca rektum, anüs, boğaz ve pelvik organlarda enfeksiyona neden olabilir. Nadir durumlarda gözlerde enfeksiyona yol açabilir.

Kadınlarda gonore enfeksiyonunun tedavi edilmemesi enfeksiyonun rahim, fallop tüpü ve yumurtalıklara bulaşmasına neden olabilir. Bu da Pelvik İnflamatuar Hastalık (PID) adı verilen ağrılı ve gürültülü bir tabloya neden olur.

Gonore genellikle cinsel ilişkiden ortalama olarak 4-6 gün sonra belirti vermektedir. Bu belitiler; idrar sırasında ağrı ve sık idrara çıkma, genital bölgede ve kaşıntı, rahatsızlık, kanama veya akıntı, cinsel birleşme sırasında ağrı, acı şeklinde olabilir. Gonore tedavi edilmediğinde hem kadınlarda hem de erkeklerde infertilite sebebidir. Bu nedenle gonorede erken teşhis ile tedavi son derecede önemlidir.

Sfiliz

Sifiliz Enfeksiyonu (Frengi)

Sifiliz, spiroket türü bir bakterinin neden olduğu, belirtili ve belirtisiz dönemlerle seyreden, deri, mukoza ve iç organları tutabilen, tedavi edilmediğinde kronikleşen cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır.

Hastalığın cinsel yolla, yara akıntısı, tükrük, kan gibi vücut sıvılarına temasla bulaşması hastalığın sosyal önemini arttırmaktadır. Ayrıca annenin enfeksiyonu hamilelikte bebeği etkileyerek doğuştan sifiliz hastalığına sebep olabilir.

Hastalık cinsel olarak aktif yaş grubunda, sosyoekonomik düzeyi düşük toplumlarda daha sıktır. Bulaşma, hasta kişiden sağlam insana genellikle cinsel ilişki ile ve anneden bebeğe geçiş şeklinde olur. Daha nadir olarak kan transfüzyonu, öpüşme, yaraya temas şeklinde de olabilir.

Hastalığın belirtileri, mikrop vücuda girdikten sonra, evreler şeklinde ortaya çıkar.

Birinci evrede; bakteri kan yoluyla vücuda yayılır. Yaklaşık 20-25 gün sonra bakterinin giriş yerinde ıslak, kırmızı, etrafı belirgin fakat ağrı yapmayan çıban şeklinde yaralar oluşur. Vaginada, genital bölgede, ağız ve dudakta oluşabilen bu yaralar 2-3 hafta sonra geçerler.

İkinci evrede; hastalık tedavi edilmediği takdirde, enfeksiyon tüm vücuda yayılır. Yaklaşık 3-5 ay sonra hastada yorgunluk, baş ve eklem ağrıları, el ve ayakta, vücudun bazı bölgelerinde döküntü ortaya çıkar. Kilo kaybı ve iştahsızlık vardır. Kaşların ve saçların dökülmesi belirginleşir. Hastalığın bu dönemi uzun (1 yıldan fazla) sürer.

Latent evre dediğimiz dönemde; hastalığın belirtileri olmasa da, yapılan testler sonucu hastalığın pozitif olduğu görülür ve bulaşıcıdır. Bir çok organı etkileyen bu mikrop hala vücutta olduğundan bu dönem 5-10 yıl kadar sürebilir.

Geç sifiliz dediğimiz son evrede ise sifiliz sonucu oluşan rahatsızlıklar ortaya çıkar. Hastalık bulaşıcı değildir. Ama hastada ölümle dahi sonuçlanabilecek çok ciddi sorunlara yol açar.

Her ne kadar prezervatif kullanımı direkt teması ve hastalığın geçişini büyük oranda azaltsa da kesin olarak engellememektedir. Çünkü sfiliz genital olmayan organlardan da geçebilmektedir.

Çok eşlilikten uzak durmak, ilişkilerde prezervatif kullanmak, şüpheli kişiler ile yakın temaslarda bulunmamak ve hijyenik tuvaletleri tercih etmek alınabilecek önlemler arasındadır.

klamidya

Klamidya Enfeksiyonu

Klamidya enfeksiyonu “Chlamydia trachomatis” denen bakterinin neden olduğu çok yaygın bir hastalıktır.

Klamidya enfeksiyonuna “sessiz salgın” da denir. Çünkü kadın hastaların %75’inde, erkek hastaların %50’sinde hiçbir belirti vermez. Kişiler farkında olmadan bu bakteriyi taşır ve cinsel partnerlerine bulaştırabilirler. Eğer belirtiler görülecek olursa cinsel temastan 5-15 gün sonra ortaya çıkar. Vaginal ilişki sırasında bulaşabileceği gibi oral ve anal ilişki yoluyla da bulaşma olmaktadır.

Klamidya erkeklerde idrar yolunu enfeksiyonuna sebep olur. Oysa kadınlarda hem idrar yolu hem de iç ve dış genital organlar birlikte etkilenir.

Belirtileri; su veya süt benzeri vaginal akıntı, vagen içinde ya da çevresinde kaşıntı ya da yanma, idrar yaparken yanma, idrar yapma sıklığında hafif artış, cinsel ilişki sırasında ağrı , adet dönemleri arasında adet dışı kanama, alt karında hafif ağrı, ilişki sırasında kanama, eğer hastalık makat bölgesine bulaşmışsa; makat ağrısı, akıntısı veya kanaması gözlenebilir.

Klamidya kadınlarda özellikle rahim ağzı iltihaplarına yol açar ve eğer tedavi edilmezse enfeksiyon iç genital organlar ve karın iç zarı (periton) na kadar yayılarak fallop tüplerinin iltihabına ve tıkanmasına, kronik pelvik ağrılara, Pelvik İltihabi Hastalığa (PID) sebep olarak infertilite ve dış gebelik riskini de artırabilir.

Hamile kadında ise erken doğuma yol açabilir.

Klamidya, enfekte anneden vaginal doğum esnasında bebeğe bulaşarak yeni doğanda göz iltihaplarına ve solunum yolları enfeksiyonlarına neden olabilir.

Teşhiste; Klamidya tanısında yüksek bir sensitiviteye (%98-100) sahip olan test PCR testi herhangi bir belirti görülse de görülmese de klamidya varlığını ortaya koyabilir. Örnekler; idrar, semen ve üretral akıntıdan alınabilir.

Mikoplasma

Mikoplasma ve Ureaplasma Enfeksiyonu

Mikoplasma ve Ureaplasma enfeksiyonları çoğu zaman cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Daha az bir oranda da bu mikropla kontamine olmuş maddelere direkt temas sebep olabilmektedir.

Mikoplasma ve Ureaplasma enfeksiyonları çoğu zaman asemptomatik olarak vardırlar. Hiç bir şikayeti olmayan ancak cinsel yönden aktif olan kadınlara yapılan servikal kültür taramalarında bu kadınların % 21-53’ünde “Mycoplasma hominis”, % 40-80’inde “Ureoplasma urealyticum” mikroorganizması izole edilmiştir.
Mikoplasma ve Ureaplasma enfeksiyonları vagende sınırlı kalmayıp iç genital organları da içine alan Pelvik İltihabi Hastalığa (PID) sebep olarak infertilite ve dış gebelik problemlerine neden olabilir. Bu durum daha çok diğer mikroorganizmaların da tabloya eşlik ettiği durumlarda izlenmektedir.

Vaginal akıntı, infertilite ya da tekrarlayan gebelik kayıpları, kronik pelvik ağrı tanımlayan kadınlarda bu mikroorganizmalara yönelik kültürlerin alınması da önerilir.
Kadınlardan daha az olarak erkeklerde de bu enfeksiyonlar görülebilmektedir. Genellikle idrar kanalı iltihabına (üretrit) sebep olurlar. Ancak bazı yoğun enfeksiyon durumlarında Mikoplasma ve Ureaplasma organizmaları erkeklerde sperm sayı ve hareketini bozarak çocuk sahibi olmayı güçleştirebilir. Bu nedenle yapılan spermiyogram testinde lokosit hücresinin normalden fazla görülmesi durumunda semen kültürü ve antibiogram testi istenebilir.

Genital Herpes

Genital Herpes Enfeksiyonu

Genital Herpes, erkek ve kadınlarda genital bölgede “uçuk” diye adlandırılan içi su dolu minik kesecikler şeklinde cilt lezyonlarına sebep olan ağrılı bir enfeksiyondur.

Etken Herpes Simplex( HSV) virüsüdür.HSV’nin HSV1 ve HSV2 olarak iki tipi vardır. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 ise genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır.Virus ilk defa enfeksiyon yarattıktan sonra sinir köklerinde sessiz olarak yıllarca bekleyebilmekte ve uygun ortam ve zamanda yeniden enfeksiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle HSV enfeksiyonları sinsi enfeksiyonlardır.

İlk atakta genelde virüs ile tamastan sonra 2gün – 21gün arası bir kuluçka devresini takiben batma yanma, kaşıntı ve ağrı gibi yakınmalarla birlikte enfeksiyon alanında içi su dolu minik kesecikler şeklinde deri döküntüsü oluştururlar ve bunların yüzeyinin aşınması ile uçuk tarzı yaralar ortaya çıkar. Bu yaralar 3-4 gün içinde iz bırakmadan kaybolurlar. Bu aşamadan sonra virus omurilik düzeyinde sinir köklerine giderek yerleşir ve burada inaktive halde beklemeye başlar. Pekçok kişide de periyodik olarak tekrarlayan enfeksiyonlara neden olur.

Bu tekrarlayan enfeksiyonlar esnasında virusler sinirler boyunca ilerleyerek genelde ilk enfeksiyonu yarattığı alanların yakınında yeni lezyonları yapar. Bu dönemlerde vaginal salgılar ile virüs yayılımı olduğundan kadın cinsel partnerine hastalığı bulaştırabilir.

Genital herpes lezyonunun tipik görüntüsü nedeniyle gözle görülebilen lezyonların varlığında tanıyı koymak kolaydır. Her enfeksiyon atağı esnasında tipik lezyonların bulunması şart değildir. Çoğu zaman fark edilmeyen ataklar da olur. Tekrarlayan enfeksiyonlar travma, soğuk algınlığı, adet görme ya da stres gibi vücut direncini düşüren durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Partnere geçiş riskini azaltmak için prezervatif kullanımı önerilmektedir. Burada unutulmaması gereken nokta virüsün cilde teması sonucunda geçtiğidir. Yani prezervatif kullanılması her ne kadar geçişi azaltsa da tam olarak engellemeyecektir.

Şüpheli kişilerle cinsel ilişkiden kaçınmak tüm cinsel yolla bulaşıcı hastalarda olduğu gibi önemlidir. Çünkü bu virüsü taşımasına rağmen kendisinde enfeksiyon bulguları olmayan kişiler bile cinsel temas ile hastalığı partnerine bulaştırabilirler.

Herpes virüsü, aynen HPV enfeksiyonu gibi tümüyle vücuttan temizlenemez. Sadece şikayetleri azaltıcı ve hastalığın seyrini kısaltıcı antiviral ilaçlar ağızdan ve bölgesel olarak uygulama şeklinde kullanılır.

Hastalığın belirtileri farkedildiğinde en erken dönemde başlanılan antiviral tedavilerin yararı daha fazla olmaktadır. Nükslerden korunmak için 3-6 ay gibi baskılayıcı düşük doz antiviral ilaç tedavileri gerekebilir.

Hastalığın alevlendiği dönemlerde viral lezyonlar üzerinde zaman içinde ikincil bakteriyel enfeksiyonlar da eklenebilir; bu durumda hastaya antiviral tedavinin yanısıra topikal veya oral antibiyotik da verilebilir.

Nüksleri engellemek için tüm enfeksiyonlar da olduğu gibi bağışıklık sisteminin güçlü olması asıl koruyucudur.

HPV Risk Tablosu

Genital Siğiller

Deriden kabarık, deri renginde veya kahverengi,dışı pürtüklü ve düzensiz, karnıbahar görünümünde cilt lezyonları “Condyloma accuminata” ( kondilom, siğil) olarak da adlandırılır. Bu lezyonların dış genital organlarda yerleşmesine genital siğil denir.

Etken Human Papilloma Virus (HPV) adında, cildin çok katlı yassı epitelini ve müköz membranları enfekte eden viral bir ajandır.

HPV genital lezyonlara neden olabileceği gibi genital organlar dışında yerleşimlerde de infeksiyonlara yol açabilmektedir.HPV’nin şimdiye kadar 120’den fazla alt tipi tanımlanmıştır.

Genital lezyonlarda en sık rastlanan tipler 6, 11, 16 ve 18 başta olmak üzere 40 kadar tip belirlenmiştir.

Rahim ağzı kanser ve kanser öncüsü durumların % 70’inden HPV Tip 16 ve 18 sorumludur. Bu iki tipten başka yüksek kanser riskli HPV Tipleri, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68, 73, 82 olarak bilinir.

Genital siğillerin %95’nin etkeni HPV Tip 6 ve Tip 11’dir. Her iki HPV tipi de “düşük riskli”dir. Bu nedenle siğiller kanser yapmaz veya kansere dönüşmez.

HPV infeksiyonun vücuda girişi genellikle sürtünmeye bağlı travmatize olmuş deri aracılığı ile gerçekleşir.

Prezervatif kullanımı geçişi bir miktar azaltsa da HPV ve siğilin bulaşmasını engellemede tamamen koruyucu değildir.

Cinsel ilişki sırasında kadın ve erkeğin cildinde meydana gelebilecek mikroskopik çatlaklar HPV nin geçişi için zemin hazırlayacaktır.

Vücuda giren HPV önce latent (gizli) enfeksiyon olarak saklı kalıp haftalar veya yıllar sonra klinik infeksiyon olarak, yani genital siğil olarak ortaya çıkacaktır.

HPV Bulaşma TablosuGenellikle daha önceden enfekte olmuş partnerle korunmasız cinsel ilişki sonrasında ortaya çıkan cinsel temas ile geçiş gösteren bir enfeksiyon olarak bilinmesine rağmen siğilin bulaşması için tam bir cinsel birleşme gerekli değildir. Cildin ciltle teması, yalnızca sürtünme yoluyla olan cinsel ilişkiler, daha önceden HPV ile bulaşmış maddelerin (ortak iç çamaşırı, havlu kullanımları gibi) cilt ile teması, ağda materyelleri, genital bölgeyi temizlemek için kullanılan tıraş jiletleri, dövme ve piercing materyalleri ..ile de bulaşma olabilmektedir.

Çünkü HPV vucut harici dış ortamlarda uzun süre canlılığını koruyabilen ender virüslerden birisidir. Kısacası bu enfeksiyon için tek sebep cinsel ilişki olmayıp bakirelerde de siğil oluşması mümkündür.

HPV virusu cilde direkt temas yoluyla geçmektedir. Prezervatif kullanımı cinsel hastalıkların pek çoğunu önlemede başarılı olsa da genital siğiller için her zaman koruyucu olamamaktadır. Çünkü kadında vagen ve serviksin erkekde penisin korunmasını sağlar. Kadında vulva erkekte de penis kökü ve skrotal deri bölgelerinde enfeksiyonlara açık kalma söz konusudur.

Siğillerde özellikle kozmetik nedenler, bu lezyonların cinsel eşe bulaştırılmasının engellenmesi ve yarattığı şikayetlerin (ağrı, kaşıntı, yanma veya kanama vb.) giderilmesi nedeni ile tedaviye gerek vardır. Pek çok kişide bu lezyonların olması kişide cinsel isteksizlik, korku veya endişe durumları yaratabilir.

HPV’nin hangi tipte olduğunu tespit eden teste “HPV DNA Testi” adı verilir.

Bu testlerin ilk uygulamaları orijinal sıvı bazlı sitolojide veya ayrıca alınan bir örnekte HPV çalışılması şeklindeydi.Bu “Reflex Test” olarak adlandırılmaktadır.

Son yıllarda HPV testinin rutine girmesi ile serviks kanseri taramasında smear ile birlikte kullanılmaya başlanmış ve buna da “kotest” adı verilmiştir.

HPV DNA testi her hangi bir lezyonu olmayan erkeklerde yapılamamaktadır. Eğer erkekde genital siğil gibi bir lezyon var ise bu lezyon çıkarılarak HPV testine tabi tutulabilir. Ancak zaten genital siğillerin de çok büyük oranı düşük kanser risk oranına sahip Tip 6 ve 11 ‘dir. HPV tip 16 erkeklerde de penis kanseri ve orofarinks kanserine sebep olabilmektedir.

HPV infeksiyonu ile karşılaşma riski cinsel aktif tüm insanlar için mevcuttur. Ancak önemli olan nokta, yüksek riskli bir HPV virüsü ile karşılaşıp karşılaşılmadığıdır. Bunun dışında birçok belirleyici faktör vardır. Örneğin kişinin bağışıklık sisteminin gücü, beslenme şekli, sigara kullanımı gibi. Bağışıklık sistemi bu tip infeksiyonların %80’inini sessiz bir şekilde yenmektedir.

Kişi riskli tipli HPV ile bulaştan sonra birkaç durum ortaya çıkabilir:

Birinci olasılık kişi bu virüsü immün sistemi sayesinde yenebilir ve bir kaç ay içinde vücudundan tamamen atabilir. Bu durumda başkasına geçirme riski de ortadan kalkmaktadır. En sık olarak rastlanılan bu durumdur.

İkinci olasılık; kişinin uzun süreli bu mikrobu taşımasına ve cinsel yolla yaymasına rağmen kendisinde hiç bir problem oluşmayabilir.

En kötü -ama en nadir- olasılık ise kişinin serviksinde öncelikle premalign (kanser öncesi durumlar), daha sonra da malign (kanseröz) değişimler gelişmesidir. Buna “persistent (süregen) HPV enfeksiyonu” adı verilir.

Çoğu kişi HPV’yi kaptıktan sonra normal bir şekilde hayatına devam etmekte, çok az kişi ileriki yıllarda kanser riski ile karşı karşıya kalmaktadır.

Kanser HPV ile enfekte kişilerin pek azında gelişmektedir. Çünkü kişilerin bağışıklık sistemi direnci virüsün kanser yapmasını engellemektedir.
Kişinin bağışıklık sisteminin bu virüse yenilmesini bir kaç durum hızlandırabilir. Bunların en önemlileri; stres, anksiyete, uykusuzluk, yorgunluk, uzun süre ile steroid türü ilaçların kullanımı, tekrarlayan genital enfeksiyonlar, sigara içilmesi ile oluşan karsinojenlerin HPV ile enfekte epiteli etkilemesi, folat ve beta karotenden eksik beslenmedir.

Maalesef günümüzde HPV kesin tedavisi bulunmamaktadır. Tedavi edici aşı çalışmaları henüz tamamlanmamıştır.

Tüm viral hastalıklarda olduğu gibi vucut ancak kendi başına antikor üretimi sağlayarak HPV enfeksiyonunu yenebilir. Bu da bağışıklık sistemi güçlü olanlarda mümkün olabilmektedir. Bu yüzden HPV bulaşan kadın ve erkeklerin bağışıklık sistemini güçlü tutmaları önerilir.

Her ne kadar genital siğiller yakma, dondurma veya cerrahi tedaviler ile ortadan kaldırılsa bile HPV virüsünü başkasına bulaştırma olasılığı devam etmektedir.

Çünkü tedavi edilen HPV değil, genital siğildir. HPV cilt altında kalıcı olduğu sürece dökülerek, cildin cilde teması ile başkasına bulaşabilmektedir.
Gebeliklerinde veya gebelikten önce HPV tedavisi görmüş hamile bayanların eğer ki gebeliklerinin son dönemlerinde aktif siğilleri yoksa vajinal yolla doğum yapmalarında bir engel yoktur.

Genital siğiller yakma, dondurma, cerrahi olarak çıkartma ve ilaç tedavileri ile tedavi edilebilmektedir.

HPV aşısı, siğili olmayanlarda korunmak anlamında çok yararlıdır, önerilmelidir. Siğili olanlarda ise HPV’nin diğer türlerine karşı koruma sağladığı için yine de yararlı olacaktır.

Piyasada bulunan HPV aşılarından Gardasil, HPV tip 16,18,6,11’e benzer partikülleri içerir ve serviks kanserleri ile prekanseröz lezyonları haricinde dış genital bölgede bulunan siğilleri de önleyicidir.

Diğer HPV aşısı olan Cervarix HPV’nin tip 16 ve tip 18’ine karşı koruyucudur.

Tip 6 ve Tip 11’e karşı koruma sağlamadığından genital siğilleri önleyici değildir.

Özetle, Gardasil genital siğillere karşı da koruyucu olduğu için erkeklere de yapılabilmektedir.

Günümüzde hem Gardasil hem de Cervarix, Amerikan Gıda ve İlaç Teşkilatı’nın kullanım onayı olarak bilinen “FDA onayını” almışlardır.

HPV enfeksiyonlarından korunmanın en iyi ve en başarılı yolu; bulaşma riskini en aza indirecek şekilde tüm cinsel temasla geçiş gösteren hastalıklara karşı alınması gereken hijyenik önlemlere dikkat etmek ve bağışıklık sistemini güçlü tutmaktır.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler